Diyarbakır'ın Taş Duvarları ve Sıcak Bir Kadın
Gece yarısı oldu mu Diyarbakır başkadır. Surlar ay ışığında parlar, sokak lambaları loş loş yanar, uzaktan bir köpek havlar, sonra yine sessizlik. İşte tam bu saatlerde, şehrin üzerine çöken yalnızlık en çok hissedilir. Ve tam bu saatlerde ben açığım, beklerim. Otuz iki yaşındayım. On yıl oldu bu işe başlayalı. On yılda kaç adam girdi hayatımdan, kaç hikaye biriktirdim içimde, sayamam. Her biri ayrı bir roman, her biri ayrı bir film. Bazen bir cümleleri takılır aklıma, günlerce düşünürüm. Bazen bir dokunuşları, haftalarca hissederim tenimde. Geçen hafta biri vardı, kırk yaşlarında, takım elbiseli, kravatlı. Geldi, oturdu, sustu. Uzun uzun sustu. Sonra "Ben hiç ağlamadım" dedi, "çocukken bile ağlamadım, babam döverdi ağlamazdım, askerde dayak yerdim ağlamazdım, işte battı ağlamadım, karım gitti ağlamadım. Ama şimdi, karşında otururken, bir şey oluyor bana." Ve ağladı. Koca adam, hıçkıra hıçkıra ağladı kucağımda. Sarıldım, sustum, saçlarını okşadım. O gece birlikte ...