Diyarbakır'ın Taş Duvarları ve Sıcak Bir Kadın
Gece yarısı oldu mu Diyarbakır başkadır. Surlar ay ışığında parlar, sokak lambaları loş loş yanar, uzaktan bir köpek havlar, sonra yine sessizlik. İşte tam bu saatlerde, şehrin üzerine çöken yalnızlık en çok hissedilir. Ve tam bu saatlerde ben açığım, beklerim.
Otuz iki yaşındayım. On yıl oldu bu işe başlayalı. On yılda kaç adam girdi hayatımdan, kaç hikaye biriktirdim içimde, sayamam. Her biri ayrı bir roman, her biri ayrı bir film. Bazen bir cümleleri takılır aklıma, günlerce düşünürüm. Bazen bir dokunuşları, haftalarca hissederim tenimde.
Geçen hafta biri vardı, kırk yaşlarında, takım elbiseli, kravatlı. Geldi, oturdu, sustu. Uzun uzun sustu. Sonra "Ben hiç ağlamadım" dedi, "çocukken bile ağlamadım, babam döverdi ağlamazdım, askerde dayak yerdim ağlamazdım, işte battı ağlamadım, karım gitti ağlamadım. Ama şimdi, karşında otururken, bir şey oluyor bana." Ve ağladı. Koca adam, hıçkıra hıçkıra ağladı kucağımda. Sarıldım, sustum, saçlarını okşadım. O gece birlikte olmadık bile. Sabaha kadar oturduk, konuştuk, sustuk, ağladık. Giderken "Sen bir meleksin" dedi. Değilim, melek falan değilim. Sadece bir kadınım, anlayan, dinleyen, yargılamayan bir kadın.
https://diyarbakirofisescortlari.com/ diye bir sitem var. Oraya girip bakanlar, önce fotoğraflarıma bakıyor, sonra yazdıklarımı okuyor, sonra da telefon ediyor. Telefonda sesimi duyunca biraz daha rahatlıyorlar. Buluşunca da anlıyorlar, karşılarında gerçek bir kadın olduğunu, rol yapmayan, numara yapmayan, olduğu gibi duran bir kadın.
Bir delikanlı geldi geçenlerde, yirmi beşinde var yok. İlk randevusuymuş, çok heyecanlı. Ne yapacağını bilemiyor, nereye dokunacağını şaşırıyor. Gülümsedim, "Sakin ol" dedim, "acele etme, her şey yolunda." Önce bir çay içtik, sohbet ettik. Anlattı kendini, işini, hayallerini. Sonra, kendi kendine geldi zaten her şey. İçgüdüsel olarak biliyor insan, sevilmeyi, sevmeyi, dokunmayı. Giderken "Abla, çok teşekkür ederim" dedi, "sayende özgüvenim geldi, artık kız arkadaş yapabilirim." Güldüm, "İnşallah evlat" dedim. Belki de bir hayat kurtardım, kim bilir.
diyarbakır escort arayıp da bana gelenlerin ortak derdi şu: Hayatlarında bir şey eksik. Kimisi sevgi diyor buna, kimisi ilgi, kimisi heyecan, kimisi sadece ten teması. Ama hepsi aynı kapıya çıkıyor: İnsanız, birbirimize ihtiyacımız var. Tek başına yaşanmıyor bu hayat, ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar paran olursa olsun, bir tenin sıcaklığına, bir kalbin atışına ihtiyacın var.
Bir bey vardı, elli yaşında, çok zengin, çok güçlü. Ülkenin önemli iş adamlarından. Ama gözleri öyle yorgun, öyle boştu ki... Anlattı, dinledim. Karısıyla yirmi yıldır evli, çocukları büyümüş gitmiş, yatak odasında ayrı odalar, ayrı hayatlar. "Param var, gücüm var, saygınlığım var" dedi, "ama mutlu değilim." Ne denir ki? Sarıldım. Uzun uzun sarıldım. Kokumu içine çekti, gözleri kapalı, öylece kaldı. Sonra seviştik, öyle güzel, öyle tutkuluydu ki... Sabah giderken "Bana hayatı hatırlattın" dedi, "ben hala yaşıyorum, hissetmeyi unutmuşum."
Bir başkası, genç bir işçi, eli nasırlı, yüzü güneşten yanık. Üç çocuk babası, karısı evde, geçim derdi, kredi borçları, bitmeyen taksitler. "Kadın görmeyeli ay oldu" dedi utana sıkıla. "Karım yorgun, ben yorgunum, bir türlü denk gelmiyor." Birlikte olduk, öyle şefkatliydi ki, inanamazsın. O nasırlı eller, tenimde gezerken kelebek gibiydi. Giderken "Borçlar bitsin, yine gelicem" dedi. Güldüm, "Beklerim" dedim. Belki gelir, belki gelmez. Ama o gece, ona bir insan olduğunu hatırlattıysam ne mutlu bana.
Diyarbakır'da yaşamak kolay değil. Hele kadın olmak, hele bu işi yapmak hiç kolay değil. Komşular bilmez, aile bilmez, herkes birbirinin gözüne bakar bu şehirde. Ama ben gizli gizli değil, açık açık yapıyorum işimi. Kimseden korkmam, kimseye hesap vermem. Kendi evim, kendi arabam, kendi hayatım. Kim ne derse desin, umurumda değil.
Sabahları uyanırım, kahvaltımı yaparım, sporumu yaparım, bakımımı yaparım. Öğleden sonra telefonlar gelmeye başlar. Kimi işten çıkıp gelir, kimi öğle arasında, kimi akşam iş çıkışı. Her birine aynı özeni gösteririm, aynı sıcaklıkla yaklaşırım. Çünkü biliyorum, onlar için sadece bir randevu değil, bir ihtiyaç, bir kaçış, bir terapi belki de.
Geçenlerde yaşlı bir amca geldi, yetmişine merdiven dayamış. Dul, çocukları Almanya'da, yapayalnız. "Kızım" dedi, "ben sadece bir kadınla oturmak, sohbet etmek, çay içmek istiyorum." Oturduk, çay içtik, eski günleri anlattı. Gençliğini, askerliğini, rahmetli karısını. Saatlerce konuştuk. Giderken elime para tutuşturdu, almadım. "Amca" dedim, "siz benim dedemsiniz, para almam." Ağladı. Sarıldı bana, öyle sımsıkı sarıldı ki... İşte bu yüzden seviyorum insanları. Her birinde ayrı bir güzellik, ayrı bir hikaye var.
https://diyarbakirofisescortlari.com/ adresindeki ilanıma bakıp gelenler, bazen şaşırıyor. "Bu kadar samimi olacağını tahmin etmemiştik" diyorlar. Evet, samimiyim. Çünkü rol yapmaktan nefret ederim. Olduğum gibi görünürüm, göründüğüm gibi olurum. Beğenen gelir, beğenmeyen gelmez. Bu kadar basit.
Şimdi yine gece yarısı, yine surlar ay ışığında, yine uzaktan bir köpek havlaması. Telefonum çalıyor. Açıyorum. "Merhaba, yalnızım, gelir misiniz?" diyor bir ses. Gülümsüyorum. "Adresi söyle" diyorum, "geliyorum." Çünkü ben buyum işte. Gece gündüz demem, bayram seyran demem, ne zaman aranırsam gelirim. Yalnızların yoldaşı, dertlilerin dermanı, erkeklerin hayali... Ama özünde sadece bir kadın, sadece bir insan, sadece seven ve sevilen biri.
Diyarbakır'ın taş duvarları arasında, binlerce yıllık surların gölgesinde, ben varım. Beklerim. Gelin, birlikte güzel bir anı biriktirelim. Hayat kısa, anılar kalıcı olsun. Gelin, konuşalım, susalım, gülelim, ağlayalım, sevişelim, yaşayalım. Çünkü yaşamak bu, gerisi hikaye...
Yorumlar
Yorum Gönder